BUZDAKİ MUCİZE...1980 KIŞ OLİMPİYATLARININ EFSANE BUZ HOKEYİ TAKIMI...

25 yıl önce, 19 yaşındaki bir Amerikan genç, Mike Ramsey, New York Lake Placid’deki Olimpik Buz Pistinden boynunda bir altın madalya ve arkasında hokey malzemesi dolu koca bir çanta ile evine doğru uzun bir dağ yürüyüşü için yola koyulmuştu.
Ramsey, o gün yola çıkar çıkmaz New Yorklu bir polis tarafından durdurulduğunu anlatmaya başlıyor.Polis böylesine çocuk yaşta birinin koca hokey çantası ile tarihin en duygusal hokey maçlarından birinin az önce oynandığı arenadan çıktığını görünce şüpheye düşmüştü.Amerika’nın Rusya karşısında aldığı parlak zaferin yarattığı kaos ortamında-1980 Kış Olimpiyatları yarı finallerinde ve daha sonra Finlere karşı finalde- hiç kimse kendini küçük de olsa bir veya iki hatıra edinmek için hırsızlık yapmaktan bile alıkoymayacaktı.
Ramsey o günü şöyle anlatıyor:“Adamın bana o malzemeleri nereden aldığımı ve nereye gittiğimi sorduğunu hatırlıyorum. Ve şunu söyleyebilirim ki o takımın bir üyesi olduğumu söylediğimde adam bana inanmadı, ama o bendim. Sonunda, montumu açtım ve hala boynumda asılı olan altın madalyayı aldım. Ona gösterdim ve sonra gitmeme izin verdi.”
Tabi ki o zamanlar böyle bir mucizenin medyatik yanı oldukça farklıydı ve bir ulusun kahramanı olmak bugünkü kadar yüz ve isim tanınmışlığı kazandırmıyordu.
“Sanırım Mike o zaman 18 yaşındaydı ve 13 görünüyordu” diyor takım arkadaşı Jack O’Callahan.

“O zamanlar daha farklı bir dünyaydı” diyor Ramsey’nin o kadrodan ve daha sonra NHL takımı Buffalo Sabres’ten takım arkadaşı Rob McClanahan. Ve ekliyor: “O zaman sadece üç federasyon vardı ve bunlarda sadece biri oyunları oynatıyordu. Bu kadar medya yoktu, cep telefonu ve bunun gibi şeyler yoktu… Takımdaki çocuklar bile tam farkında değillerdi. Büyük bir şey yaptığımızın farkındaydık, ama Lake Placid’den ayrılana dek bir ulusu etkileyecek kadar muazzam bir etki yaptığımızın farkında değildik. Gerçekten muazzamdı.
Muazzam ve hiç bitmeyecek…
Ruslara karşı yarı finalde alınan o galibiyet(ve ardından gelen altın madalya) gerçekten de unutulmalar arasında yerini aldı. Bugün bile, 1980 de hayatta olan çoğu Amerikalı o anda nerede olduklarını ve ne yaptıklarını tamı tamına anlatabilirler.
ABD takım kaptanı Mike Eruzione 4-3lük skoru getiren o şutu çektiğinde maçın bitimine daha 10 dakika vardı, ve O’Callahan’ın tarihin en uzun 10 dakikası olarak tanımladığı bu sure için tüm Amerika hep birlikte nefesini tuttu. ABD zamanı tükettiğinde, mutluluğa boğuldu. Bu spordaki çok nadir anlardan birisiydi.O anda orada olmak zorunda bile değilsinizdir, sadece ne olduğunu bilmek istersiniz.

 

Bu, o zaman Amerikalıların hissetmediği bir şeydi. İran ABD vatandaşlarını rehin alırken, kendi içine kapanıyordu Amerika.
“Amerika da iyi bir zaman değildi.”  diyor efsane kadronun kalecisi Jim Craig. “Evimize sorunlarımız vardı, dünyada sorunlar vardı, Ruslar Afganistan’ı işgal etmişti ve daha büyük bir savaşın çıkabileceği konuşuluyordu. Rusların turnuvaya gelmeme ihtimali vardı ve oyunlar kendiliğinden iptal olabilirdi. Savunmasızlık duygusu Amerika’nın her yerinde kendini gösteriyordu ve büyük “Amerikalı yapabilir”(American can-do) ruhu ciddi şekilde sarsılmıştı. Rusların komünist olduğunun ağırlığı hala aklımızdaydı.”

Hiç adı sanı duyulmamış koçlar Herb Brooks ve Craig Patrick yönetimindeki bir avuç çocuk, Lake Placid’e kazanma umutları olmadan gitmişti. Ruslar birincil güçtü. Brooks bile oyuncularına her şeyi mükemmel yapmaları ve yakaladıkları fırsatların çoğunu değerlendirmeleri durumunda en iyi bronz madalya kazanabileceklerini ve her şeyi mükemmel yapmaları ve yakaladıkları fırsatların hepsini değerlendirmeleri durumunda ise en iyi gümüş madalya alabileceklerini söylüyordu. Ama altın madalya Rusya’ya aitti, dünyadaki en iyi takım onlardı.
“Bunu söylemişti.” Diyor McClanahan. “Bunu İsveç’e karşı oynadığımız açılış maçından hemen once söyledi, ama sonra o da gördü ki onlar çok etkileyici değillerdi ve belki de tatmin olmuş ve kendilerinden eminlerdi. İşte o zaman onların yenilebileceğinin farkına vardı ve gerçekten de bir şans vardı. Bu Herbie’nin yeteneğiydi. “O tüm oyuncularını en önemli anlarda maksimumlarını verecek şekilde hazırlama kabiliyetine sahipti.”
Brooks bunu aklında tutarak takımını yönetti ve gerçekten de sıradışı bir şekilde disiplinli ve katı yönetti. Sonuç da mucize olarak geri döndü.
“Başardığımız bazı yönlerden gerçek bir mucize değildi. Doğru takımı seçen, bakışını sahaya eksiksiz yansıttığımız inanılmaz tutku sahibi bir koçun eseriydi yaptıklarımız,” diyor Craig. “…Öne geçtiğimizde tam olarak ne yapacağımızı biliyorduk çünkü daha iyi bir koça sahiptik. Onların böyle bir durum için hazırlandığını sanmıyorum, ama biz fazlasıyla hazırdık.”

“Herb hayatımda gördüğüm en hazırlıklı adamdı,” diyor McClanahan.”Sadece hazırlıklı değildi, ama kazanmanın ne gerektirdiğini biliyordu ve bizi tanıyordu. Bizim iyi olduğumuz yanları biliyordu, hem bireysel hem de takım olarak. O kadar iyi hazırlanmıştık ki, inanılmazdı… Çok iyi bir koçtu.”
2003 ağustosunda Minnesota’da bir trafik kazasında ölen Brooks’a gelen çoğu övgü, çok geç kalmıştı. Brooks çok iyi bir amirdi ve çoğu zaman onun yaklaşımları sonucunda takımın açıkça bölündüğü anlar olmuştu. Bugün, oyuncuların çoğu Kabul ediyor ki, onları bir takım olarak bir araya getiren Brooks’tu ve onun liderliği ve emekleri sonucunda bu büyük başarıya ulaşmışlardı.
“Filmde Herbie’nin yaptıkları, bizi mahveden şeyler, gerçekti,” diyor McClanahan. “New England çocukları Minnesota çocuklarını sevmemişlerdive Minnesota çocukları da New England çocuklarını sevmemişlerdi.O bizi tüm o geçmişle aldı ve belki onu değil ama birbirimizi sevmemizi sağladı.Onun için oynadığımızda arkadaşımız değil antrenörümüzdü,  ve bence zorlukları aşmanın uzun sürdüğünü söylediğimde tüm Minnesotalı oyuncular adına konuşuyorum ve onun bizimle arkadaş olmasının zor olduğunu söylediğimde. Biliyorum ki yaşlandıkça ilişkilerimde daha fazla arkadaşlık arıyorum ve şimdi o burada değil, gerçekten de çok üzücü.”
Brooks’un çabalarından sonra, takımın ihtiyacı olan tek itici güç Ruslara karşı küçük bir Amerika kasabasında oynamaktı. Kalabalığın desteği ve evlerinde oynamanın duygusu onlara gücü veren şey oldu.
“Lake Placid Olimpiyat oyunları ile çok içiçe bir yer oldu.” diyor Eruzione.”Oradaki sıcaklık ve samimiyet öyleydi ki sanki kasaba bir olimpic köy olmuştu. O kadar güzel, küçük bir yerdi ve olimpiyat ruhunu en azından insanların akıllarında kucaklıyordu. Orada bir daha böyle bir şeyin işe yarayıp yaramıyacağını bilmiyorum, şimdi olipiyatlar çok büyük, ama o zaman bizim işimize yaradığı kesindi. Bütün kasaba bir Olimpik köye dönüştü, ve bu herkesin hoşlanacağı beklenen bir şeydi.”
 Kontrolünü kaybetmiş bu çocukların gösterdiği performans son olarak Walt Disney yapımı “Mucize”-“Miracle” filminde ölümsüzleşti.
“Beni hala büyüleyen şey şu ki 25 yıl sonra insanlar orada yaptığımızı ve bazı şeyleri nası değiştirdiğimizi hatırlıyorlar.” diyor Craig, “ve en büyüleyici şey de filmin çıkışı oldu, yeni bir neslin çocukları olanları aynen görüyor artık.”

1980’in isteksiz kahramanı Craig daha sonra hayatında  az sayıda sert sporla uğraştı, buna Atlanta takımıyla NHL’de oynadığı sure de dahildi. Craig sıkça söylediği bir sözle anılır: “İki haftalık bir süreçte önemsiz biri olmaktan ulusal kahramanlık mertebesine sıçramak baş etmesi zor bir iştir.” Craig, yıllar boyunca o hayatındaki o anı kucaklamıştır. Son olarak, Lake Placid’e döndü ve yanına kızı Taylor’u da aldı.

“O anı yeniden kızımın gözünden yaşamak gerçekten oldukça heyecanlıydı.” Diyor Craig. “Çoğu şey hatırladığımla aynı kalmış-bina, pist ve tüm o şeyler.Sanki o an orada sonsuza kadar korunacakmış gibi.”
Aslında olması gereken de bu.
Hayatta tüm Amerikalıları birleştirecek az şey olmuştur, ve bunların çok ve çok daha azı spor olaylarıdır. Hiç bir şey Super Bowl’u geçecek kadar evrensel olmaz aslında.Hafızalara kazınan ve NBA, MLB hatta NHL olayları bile yüreklerde ve akıllarda bu kadar korunmaz.

Ama “O Maç” var.(The Game)Amerikalıların aya ilk adımı atmaları kadar yer tutar kalplerde ve akıllarda.Başarı o anda, New York’taki o küçük buz pistinde ne kadar gerçek ve anlamlı ise şu anda da o kadar gerçek ve anlamlı.
25 yıl geçse de üzerindeni McClanahan  aynı şeyin tekrar olabileceğine inanıyor.
“O deneyimden bir şey öğrendiysem, o da şudur ki, “Asla, asla deme.”  diyor McClanahan. Tarih tekerrür etmeye yatkındır, ve sıkça siz beklemediğinizde bir şeyler olur.Bu bir spor olayı olabilir ya da tüm dünyayı etkileyen başka bir şey, tüm Amerika’yı ve yaşamlarımıza yeniden enerji veren bir şey.
“Onu bir mucize olarak anımsayanlar için, sonuncu olmayacak o.Gerçekten şuna inanıyorum ki başka bir şekilde de olsa yeniden olacak.”

“Herbie derdi ki önce çalışmanızı planlarsınız sonra da planı uygularsınız.şunu biliyordu ki fırsat ayağınıza geldiğinde hazır olmalısınız ve fırsatı kaçırmayıp değerlendirmelisiniz.Bunu ondan öğrendik ve yıllar sonra bunu daha genç olanlara aktarıyoruz.”

“Belki onlar da rüyalarını gerçekleştirmek için fırsatı değerlendirecekler.”
Belki onlar da montlarını açıp bir madalyayı böyle bir rüyanın gerçek olduğuna hala inanamayan bir polise göstermek zorunda kalacaklar.
Jim Kelley uzun zamandır bir hokey yazarıdır.çoğunlukla Batı New York ile ilgili ve sıkça da ESPN.com’a yazar.

Bu yazı http://sports.espn.go.com/oly/news/story?id=1996974 adresindeki "25 years ago, they changed history" adlı makalenin Türkçe çevirisidir.

Çeviren:Halil Alper Tokel

Bu haberi arkadasinla paylas...
Hakkımızda | Site Haritası | ODTÜ | Bize Yazın | ©2008 ODTÜ Buz Sporları Topluluğu