RÖPORTAJ:WILLIAM "BUZZ" SCHNEIDER...

1980 Kış Olimpiyatları'nın efsanevi oyuncusu William Schneider Türkiye'deydi. Kendisi ile bir röportaj yapmak için buluştuk ve bir çok konu üzerine konuştuk. Bu röportaj için kendisine teşekkür ediyoruz.İşte röportajın tamamı... (A.T:Alper Tokel, W.S:William Schneider)

A.T: Öncelikle bu röportaj için zaman ayırdığınız için teşekkür ederim. İsterseniz ilk soruyla başlayalım. Türkiye’deki bu programa nasıl davet edildiniz?

W.S: Minnesota’da bana ait bir gayrimenkul şirketim var ve ABD’de konut sektörü gerileme dönemi içinde. Washington’daki arkadaşım, Steve Janaszak, aynı zamanda 1980 kış olimpiyatları takımında yedek kaleci idi, bana büyükelçiliğin bu program için bir hokey koçu aradığını söyledi. Programı ilk bu şekilde öğrendim.

A.T: İlk duyduğunuzda program ve buraya gelmek hakkında ne düşündünüz?

W.S: Programı ilk duyduğumda şöyle dedim: “Türkiye’de hokey mi oynanıyor?”

A.T: Peki programı nasıl kabul ettiniz?

W.S: İlk başta Türkiye hakkında hiç bir bilgim yoktu. Aslında tanıdığım kimse çok bir şey bilmiyordu. Ayrıca, Türk hokeyi hakkında da hiçbir bilgiye sahip değildim. Sonra, Ankara ABD Büyükelçiliği Kültür Ataşeliği’nden Bill Anderson ile konuştum. US Hockey ile konuştum, bazı videolar izledim ve sonrasında ‘evet’ dedim.

A.T: Programla ilgili tereddütleriniz var mıydı?

W.S: Evet, çünkü buradaki seviyeyi bilmiyordum ve Türk hokeyini de tanımıyordum.Ayrıca, farklı yaş grupları ile çalışacaktım. Ama burayı gerçekten çok sevdim.

A.T: Peki Türkiye’yi nasıl buldunuz?

W.S: Buraya geldiğimde güzel bir şaşkınlık yaşadım. İnsanlar çok güzel. En önemlisi Türk insanının aile odaklı bir yaşantısı var. Bu yüzden buradaki insanları çok sevdim, güzel vakit geçirdim. Aslında çok uluslu bir aileden geliyorum. Fransız, Alman, Fin ve Hırvat akrabalarım var. Belki de Türk akrabalarım da vardır.

A.T: Ve buz hokeyi…1980 Kış Olimpiyatları yani Buzdaki Mucize ile tanınıyorsunuz. Peki, hokeyden önce çocukluğunuzda başka sporlarla ilgilendiniz mi?

W.S: Evet, daha önce beyzbol ve Amerikan futbolu oynadım. Ve aslında lisede iken beyzbolda da profesyonel olabilirdim. Ama ben buz hokeyini seçtim.

A.T: Peki neden buz hokeyi?

W.S: Çünkü hokeyi seviyorum. Hokey daha heyecanlı ve hareketli. Beyzbolda koca bir maçta belki sadece 2 ya da 3 top tutabilirsiniz. Ama hokeyde sürekli hareket halindesiniz. Pas veriyor, şut çekiyorsunuz. Hem daha eğlenceli bir spor ve tamamen yaratıcı olmalısınız.

A.T: Gelelim Türk hokeycilere… Minikler ve yıldızlar kategorilerindeki hokeycilerin seviyesini nasıl buldunuz?

W.S: Küçük çocuklar dünyanın her yerinde aynı. Kayıyor, eğleniyorlar. Birbirlerini itiyorlar. Ama hokey olarak seviyeleri ABD’den geride olsa da o kadar da kötü değiller. Ancak buradaki en büyük probleminiz buz pisti sayısının yetersiz olması. Çocuklar yeterli buz saati bulamıyorlar. Bu da onların gelişmesini engelliyor. Örneğin, 10–14 yaş grubundaki oyuncular bu 2 aylık sürede büyük gelişme kaydettiler. Bayanlar da öyle.  Bunun nedeni ise fazla buz antrenmanı yapmaları. Sezon içinde bu kadar çok antrenman yapamıyorlar. Çocuklar için de aynısı geçerli. Çalışma saatleri çok yetersiz.

A.T: Teknik anlamda Türk hokeycilerde gördüğünüz en büyük eksiklik nedir? Ne üzerinde daha çok çalışmalılar?Pak kontrolü, kayma tekniği ya da oyun taktikleri mi?

W.S: Aslında sorun onların değil. Yapılacak ilk şey çalışma saatlerini yani buz pistlerinin sayısını artırmak olmalı. Bu kadar az çalışma ile daha ileri gitmeleri imkânsız. Örneğin Amerika’da genç hokeyciler 1 maç için 3 antrenman yapıyorlar. Daha üst seviyelerde ise 1 maç için 4 antrenman yapılıyor. Burada ise, siz bir haftada, sadece 40 dakikalık 2 antrenman yapabiliyorsunuz. Doğrusunu söylemek gerekirse, bu kadar çalışma ile bu seviyeye gelmeniz bile şaşırtıcı.

A.T: Genç Türk hokeyciler için bir tavsiyeniz var mı peki?

W.S: Genç oyuncular mümkün olduğunca fazla buza çıkmalılar. Buz en iyi koçtur. Daha fazla buza çıksınlar. Bunun yanında, buz dışında tenis topu ile sopa çalışması yapabilirler. Ayrıca, buz dışında günde 200 şut çekmeleri gerekiyor. 1980 Olimpiyatları öncesinde biz günde 400 şut çekiyorduk. Bunların yanında ayak koordinasyonunu geliştirmek için futbol oynamaları faydalı olacaktır.

A.T: Amerika’da Minnesota Üniversitesi ile NCAA şampiyonluğuna ulaşmış ve US Hockey’in içinden biri olarak yakın gelecekte bir Türk hokeycinin NCAA ya da NHL’de oynama şansı var mı sizce?

W.S: NCAA’de kesinlikle oynayabilirler. Türkiye’de hem erkelerde hem de bayanlarda NCAA’de oynayabilecek oyuncular var. Ama NHL için daha fazla beklemeniz gerekiyor. Tahmin yapmam gerekirse 5 seneden uzun sürecektir. Diğer Avrupa ülkelerinden oyuncular NHL’de oynuyor. Çekler, Finler… Türkler neden oynamasın?

A.T: Peki Türk antrenörleri nasıl buldunuz?

W.S: Hepsi çok iyiydi. Çoğunlukla Cüneyt(Kozan), Kelebek(Tuncay Kılıç) ve Ferhat (Tözünler) ile çalıştım. Cüneyt çok zeki ve hokeyi de çok iyi biliyor. Küçük çocuklarla çok iyi işler çıkarıyor. Ben benimle çalışan antrenörlere her zaman programım konusunda önerilere açık olduğumu söyledim ve eklentiler yapabileceklerini belirttim.

A.T: Peki bir şeyler eklediler mi?

W.S: Evet. Hatta benim bazı drillerimi çok daha verimli hale getirdiler.

A.T: Bu arada bildiğiniz gibi 2011’de Üniversite Kış Olimpiyatları Universiade Türkiye’nin doğusundaki Erzurum’da yapılacak? Sizce Türkiye buz hokeyinde başarılı olabilir mi?

W.S:Neden olmasın? Diğer ülkeler yapabiliyor, siz de yapabilirsiniz. Sadece daha fazla buz alın.

A.T: 2011’de oyunları izlemeye gelmeyi düşünür müsünüz?

W.S: Evet, kesinlikle gelmek isterim. Ama takvimime bir bakmalıyım.

A.T: Ve film... Mucize… Öncelikle şunu sormak istiyorum: Filmde ABD takımının hazırlık periyodunda ve sonrasında yaşadıkları gerçek miydi yoksa filmde olaylar abartılı bir şekilde mi anlatıldı?

W.S: Film tamamı ile gerçekti. Hatta orada anlatılanlar yaşadıklarımızın sadece küçük bir bölümü. Hepsi gerçekti. Sadece bir maçın periyot arasında iki oyuncunun kavga ettiği sahne biraz değiştirilmiş. Orada filmde fiziksel bir kavga verildi, ama gerçekte oradaki kavga daha çok sözlü bir tartışmaydı. Onun dışında filmdeki her şey gerçek. Örneğin, filmde olduğu gibi, bir sefer uçağı çalıştırmak için bütün takım üç kere uçağı itmek zorunda kalmıştık.

A.T: Peki, Avrupa’daki bir hazırlık maçından hemen sonra, rakibi hatırlamıyorum ama…

W.S: Norveç’le oynamıştık.

A.T:Evet… Maçtan sonra antrenörünüz Brooks sizi çizgiler arasında uzun süre kaydırıyordu? O da gerçek mi idi?

W.S: Evet o da tamamen gerçek. Ama filmdeki çok kısa bir bölümü idi. Ve tam 1 saat sürdü. Durmaksızın, 1 saat boyunca kayıp fren yaptık. Çok yorucuydu. Sonunda takım arkadaşlarımdan bazıları buza kusuyordu.

A.T: O dönem Soğuk Savaş yıllarıydı. 1970 lerde Amerikalıların ulusal gururu incinmişti ve Rus takımı sizden çok daha güçlü görünüyordu. Şunu sormak istiyorum: O maçtan önce siz veya bir Amerikalı maçı sizin kazanacağınızı düşünmüş müydünüz?

W.S: Bir şansımız olduğunu biliyorduk. Zeki bir koçumuz vardı. 4 line ımız vardı. Kalecimize güveniyorduk. Ama en önemlisi, zihinsel olarak çok iyi hazırlanmıştık. Brooks bizi inanılmaz iyi hazırladı. Aslında Kanada ve Finlandiya da Rusya’ya karşı çok iyi oynamışlardı, kazanabilirlerdi ama yapamadılar. Brooks bize Kanada ve Finlandiya’nın line değişikliklerinde geç kaldığını anlatıyordu. Bu bizim için iyi bir hazırlıktı. Biz daha sık değiştik ve bu bizim kazanmamızda etkili oldu. Önemli bir nokta da şuydu: Biz onları yenebileceğimizi biliyorduk ama Ruslar yenilebileceklerini asla düşünmediler.

A.T: Ve en sonunda takım olarak Sovyetlere karşı büyük bir zafer kazandınız, sonrasında da altın madalyayı aldınız. Bu, Amerikalıları nasıl etkiledi?

W.S: Aslında, ilk başta ne olduğunu fark etmedik. Ne kadar büyük bir başarı elde ettiğimizi bilmiyorduk. Çünkü Lake Placid 8000 kişinin yaşadığı küçük bir kasabaydı, olimpiyat evlerinde kalıyorduk. Bu yüzden etkiyi hissetmedik. Ama sonra insanların çok sevindiğini öğrendik. Her gün binlerce telgraf alıyorduk. Amerikan Ordusunun uçakları Amerikan bayrakları ile tur attılar. Ve o maçtan sonraki bir-iki hafta içinde doğan tüm erkek çocuklarına bizim isimlerimiz verildi. Bunlar bizim için büyük bir gururdu. Çok güzeldi.

A.T: Takımın tamamı genç oyunculardan oluşuyordu ve siz takımın en yaşlısıydınız?

W.S: Evet, o zaman 25 yaşındaydım.

A.T: Takımdaki en büyük olmak size bazı sorumluluklar getirdi mi? Arkadaşlarınızı motive etmek gibi?

W.S: Evet. Tabii ki… Takımda 12 kişi Minnesota’dan, 4 kişi Massachusetts’ten, 2 kişi Michigan’dan ve 2 kişi Wisconsin’den gelmişti. 2 oyuncu, Neall Broten ve daha sonra 14 yıl NHL’de oynayan Mike Ramzey, 19 yaşındaydı. Ben en büyük olduğum için takımı yönlendirmeye çalışıyordum. Örnek olmak için en fazla ben çalışıyordum ve Brooks ne derse önce ben yapıyordum.

A.T: Aslında 1974 yılında NHL için draft edildiniz (seçildiniz)...

W.S: Evet, Pittsburg Penguins tarafından… Aslında o takımdaki her oyuncu NHL’de oynama şansını elde etti. Hepimiz draft edildik. Ayrıca bu takım öncesinde NHL’de çoğunlukla Kanadalılar oynuyordu. Bizden sonra NHL’deki Amerikalıların sayısı artmaya başladı.

A.T: Siz de draft edildiniz, ama NHL’de oynamadınız?

W.S: Evet çünkü daha öncesinde İsviçre’nin Bern takımı ile sözleşme imzalamıştım. Hazır ve garanti bir sözleşmem olduğu için oraya gittim. Bern çok güzel bir şehirdi.

A.T: Birkaç ay önce 1980’de kazandığınız bu başarı, IIHF tarafından IIHF’in 100 yıllık tarihinin 1 numaralı hikayesi olrak seçildi. Siz de o takımın önemli bir üyesiydiniz, ne hissettiniz bunu duyunca?

W.S: Gerçekten tüm bunlar çok gurur verici. Takımımız hakkında bir film çekildi, başarımız ABD tarihinin en önemli spor olayı seçildi. Madison Square Garden’a kırmızı halıdan yürüyerek girdik. Güzel olansa zaman geçtikçe bunların daha da gurur vermesi ve daha da güzelleşmesi. Ama şunu söylemeliyim ki o takım bütün bunları hak etmişti.

A.T: Yakında Türkiye’den ayrılıyorsunuz. Tekrar Türkiye’ye gelmek ister misiniz? Belki de bir tatil için…

W.S: Evet, çok isterim. Görmek istediğim çok yer var. Akdeniz’i, Karadeniz’i ve Kapadokya’yı görmek istiyorum. Buradaki 2 ayımda Anıtkabir’e gidebildim. Onun dışında Ankara’da otel ve buz pistinden başka çok bir yer görmedim.

A.T: Başka bir şehre gitme fırsatınız oldu mu?

W.S: Evet İstanbul’a gittim, Sultanahmet ve Ayasofya’yı gezdim. Boğaz’ı tekne ile gezdim. Çok güzel zaman geçirdim. Ama daha fazla yer görmek isterim. Bir de İzmit’e gittim. İstanbul ve İzmit’te büyükelçilik görevlileri ile güzel zaman geçirdik. Aslında İzmit’teki buz pistini daha çok beğendim çünkü boardların dibinde de buz var. Bildiğiniz gibi Ankara’da pistin bazı uç kısımlarında buz yok ve pak oralarda takılıp kalıyor..
 
A.T: Belki de bir gün Türkiye’de çalışırsınız?

W.S: Asla asla deme. Belki olabilir…

 

Röportaj.Halil Alper Tokel

28.08.2008

Bu haberi arkadasinla paylas...
Hakkımızda | Site Haritası | ODTÜ | Bize Yazın | ©2008 ODTÜ Buz Sporları Topluluğu | www.icesports.metu.edu.tr. All Rights Reserved. Powered by Halil Alper Tokel